NE MUTLU TÜRK'ÜM DİYENE!!!

• 29/9/2007 -

Kategori: SIYASET

CHP'den Ne Olur?

CHP bir iktidar seçeneği haline gelemiyor. Deniz Baykal 'ın liderliğindeki CHP iktidar olamadığı gibi bir iktidar umudu da yaratamıyor. Baykal ve ekibinin bir iktidar iddiası içinde bulunduğu da söylenemez. 22 Temmuz seçimlerinde AKP'ye karşı canını dişine takan kitle "Baykal'a rağmen" sandık başına gitti. Sonuç onca çabaya, bunca mitinge rağmen olumlu olmadı.

CHP, AKP'ye karşı bir seçenek değil. Daha doğrusu Deniz Baykal ve ekibi partinin başında olduğu sürece bir iktidar umudu görünmüyor. Bu gerçeğin herkes gibi CHP'liler de farkında. Farkında olanların bir kesimi yüzde 20'ler civarındaki oyun rantıyla idare ediyorlar. Milletvekillikleri, belediye başkanlıkları, belediye meclis üyelikleri, İş Bankası Yönetim Kurulu üyeliği gibi olanakları kullanıyorlar. Mutlu mesut yaşamlarını sürdürüyorlar.

Ancak bu olanaklar sınırlı. Ayrıca küçük bir itiraz halinde Baykal tasfiye planlarını işletiyor. En yakın arkadaşını bile gözünü kırpmadan partinin dışına atıyor. Adnan Keskin 'i unutmayın... Zaten böyle bir partinin bir hizip tarafından yönetilebilmesinin tek yolu ihraç ve yok etmedir. Baykal ve ekibi bu işi iyi yapıyor. Kafasını kaldıranı ezerek iktidarlarını sürdürüyorlar.

***

CHP'ye oy veren kitle ise iktidar olacak bir seçenek arıyor. Bunun birinci adresinin CHP olduğunu düşünüyorlar. Hâlâ CHP bu alandaki tek seçenek olmaktan çıkmış değil. Geçmişte sosyal demokrat hareketin liderliğini yapmış değişik isimler de CHP'den bir şeyler olabilir beklentisini sürdürüyorlar.

Benim CHP çevresini sosyal demokrat diye tanımlamam da doğru bulunmuyor. Haklı olarak CHP'nin sosyal demokrat değil devletçi milliyetçi bir parti olduğunu söylüyorlar. Buna benim de bir itirazımın olması mümkün değil. Ancak CHP'liler kendilerini sosyal demokrat olarak niteliyorlar. Ben de bu nitelemeden yola çıkarak böyle bir ifade kullanıyorum.

***

CHP'de muhalefet bir şekilde bir çıkış yolu arıyor. Mustafa Sarıgül 'ün girişimleri bir şekilde Baykal ve ekibi tarafından engellenmeye çalışıldı. Ancak bu kez bir süre öncesine kadar Baykalcı ekibin etkin isimlerinden olan Profesör Dr. Haluk Koç 'un aday olarak ortaya çıkması, bu denemenin sona ermeyeceğini gösteriyor.

Haluk Koç ne yapabilir? Bir başarı sağlayabilir mi? Bundan çok emin değilim. Genel seçimlerde pek başarılı olamayan Deniz Baykal'ın parti için iktidar kavgasında son dönemde önemli başarılar kazandığını kabul etmeliyiz. Altan Öymen genel başkanken kendi hizbini ayakta tutan Baykal, ağır seçim yenilgisine rağmen yönetimi ele geçirebilmişti. Bugün koşullar daha elverişli. Bir anda bütün parti teşkilatını temizleyip, kendisine bağlı delegelerle kurultay yapma olanağına sahip. Bu nedenle devrilmesi çok zor.

***

CHP konusunda çok umutlu olduğumu söyleyemem. Sorun CHP ile sınırlı olmayan bir sorun. Ülkemizin sol hareketi ciddi bir kafa karışıklığı içinde. Bu kafa karışıklığı solu tutuculaştırıyor. Sosyal demokrasinin temel ilkeleriyle ülkemiz solu arasında derin bir uçurum oluşmuş durumda.

Dünyada sol gelenek, emeği, demokrasiyi, özgürlükleri, sendikal hakları, örgütlenme hakkını savunur. Milliyetçiliğe karşı dünya emekçilerinin dayanışmasını öne çıkarır. Halkların, milletlerin kardeşliğini, barışçı siyasetleri kendisine rehber edinir.

Ülkemiz sol hareketi bu açıdan çok gerilerde kaldı. Milliyetçiliğin ve militarizmin sol üzerindeki etkisi çok arttı. Bu siyasi gelişme ise solu özgürlükçü ve halkçı çizgiden uzaklaştırdı.

***

CHP içindeki mücadele umarım bir ilke mücadelesi olur. Türkiye'nin önünün nasıl açılacağı konusunda sosyal demokrat bir seçenek yaratılır. Yoksa, "Ben daha milliyetçiyim, ben daha özgürlük karşıtıyım, ben daha yasakçıyım" diye ortaya çıkılacaksa koyver gitsin. Türkiye'nin böyle bir sola ihtiyacı yok.

CHP'den bir şey olur mu? Ben o kadar umutlu değilim. Ama olmasından yanayım. AKP'nin sağında değil solunda bir muhalefet partisine her zamankinden daha çok ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum.

 

 

ORAL ÇALIŞLAR-CUMHURİYET

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 29/9/2007 - TÜRK İMPARATORLUÄžU'NUN YIKILIÅžINA DAİR KEHANETLER

Kategori: SIYASET

TÜRK İMPARATORLUĞU'NUN YIKILIŞINA DAİR KEHANETLER

 

Araştırmacı-Yazar Aytunç Altındal, “Türk İmparatorluğu'nun Yıkılışına Dair Kehanetler” adlı kitapta yeralan “Türkiye'nin 11'inci liderinin adı 11 harfli” cümlesinin Abdullah Gül'e işaret ettiğini belirtti ve ekledi: “Kehanetlere göre bu cumhurbaşkanı döneminde Türkiye devasa bir sarsıntı geçirecek”
BUGÜNE kadar 19 kitap yazan Araştırmacı-Yazar Aytunç Altındal'ın Destek Yayınları'ndan çıkan son kitabı “Türk İmparatorluğu'nun Yıkılışına Dair Kehanetler”de gündemi sallayacak açıklamalar var. Kitap metnini Bizanslı Tarihçi Laonicus Chalcondlyles'in yazdığını, yorumcusunun Fransız Blaise de Vigenere, yayıncısının ise Thomas Artus olduğunu belirten Altındal, kitapta Türkiye Cumhuriyeti'nin 11'inci Cumhurbaşkanının kim olacağı ve Türkiye'nin geleceğine yönelik öngörülerin bulunduğuna dikkat çekti. Gerçekleşmiş kehanetlerinden biri, Mustafa Kemal Atatürk'ün yeni Türk devletinin kurucusu olması sıfatını kazanması olan yüzyıllar öncesinin kahinlerine göre, yeni cumhurbaşkanının ad ve soyadındaki harflerin toplam sayısı 11. Bu da Abdullah Gül olarak yorumlanıyor. Ayrıca devlet, bu cumhurbaşkanı ile çok büyük sıkıntılar yaşayacak. Kehanetlere göre bu durum Batılı devletlerin işine yarayacak.

İşte Aytunç Altındal'a yönelttiğimiz sorular ve merakla beklenen cevaplar:

17 kehanet

Öncelikle “Türk İmparatorluğu'nun Yıkılışına Dair Kehanetler” adlı kitaptaki kehanetler kaç yüzyıl öncesine dayanıyor?
Kitabın asıl yazarı, 1400'lü yılların Osmanlı Devleti'nin durumuna tanık olmuş Atina doğumlu Bizanslı Tarihçi Laonicus Chalcondyles. 1423'de doğduğu bilinen Chalcondyles'in 1490'da öldüğü varsayılmaktadır. Yaşamı hakkında çok ayrıntılı bilgi olmasa da Doğu Roma İmparatorluk belgeleri, 8'inci John Paleologos tarafından 1446'da Osmanlı Padişahı 2'inci Murat Han'a İstanbul'a uyguladığı kuşatmayı kaldırması için öneri götüren Bizans heyetinde elçi düzeyinde yeraldığını doğrulamaktadır. Kahinin 1453'de İstanbul'un ve 1463'de de Peleponez'in Türkler tarafından fethedilişine bizzat tanıklık ettiği kesindir. Kitap metnini yorumlayan, dünyanın en ünlü şifre yazıcısı olarak kabul edilen Fransız Blaise de VigenËre, yayıncısı ise Arthus Thomas'tır. Kitap, 1630 yılında tamamlanmış. İçinde 17 kehanet ve 28 Osmanlı tablosu var.

Vigenere ve Thomas hakkında bir araştırma yaptınız mı?
Kitabı Fransızca'ya çevirmiş olan Vigenere, 5 Nisan 1523'de St. Pourçain köyünde dünyaya gelmiş, 1596'da Paris'te ölmüştür. 17 yaşındayken Kraliyet diplomatik-istihbarat dairesine alınmış ve tam 30 yıl burada görev yapmıştır. Hristiyanlığın, Protestan ve Katolik olarak ayrıldıkları kilise oturumlarına resmi sıfatla gönderilen en genç sekreterdir. Roma'da tanıştığı o dönemin en ünlü üstadlarından şifre tekniklerini öğrenmiş ve gizli şifre oluşturma yöntemlerini anlatan tek nüshalık el yazması metinlerden yararlanarak günümüzde de kullanılan ve kırılması imkansız sayılan ünlü “Autokey” diye bilinen “de Vigenere” şifresini kurmuştur. Bu çok gizli şifre, özellikle askeri istihbaratta kullanılmıştır. Kilise baskılarından bunalan Artus Thomas'ın ise nerede, ne zaman ve nasıl ölrüğü hiçbir zaman bilinememiştir.

‘Osmanlı içerden çökecek'
Kitabın içinde kehanet olarak yeralan ama gerçekleşen olaylar var mı peki?
Tabii ki. Kitaptaki öngörülere göre; “Fatih Sultan Mehmet'ten sonraki 16'ncı padişah döneminde Osmanlı Devleti içeriden çökmeye başlayacak ve padişahı kendi tebasından biri devirecektir” deniliyor. Fatih Sultan Mehmet'ten sonraki 16'ıncı padişah 3. Ahmet'tir. 29 Eylül 1930'da-kitabın yayınlanmasından tam 100 yıl sonra-Arnavut ve Hristiyan asıllı yeniçeri Patrona Halil tarafından tahttan indirilip yok ediliyor ve Osmanlı'nın çöküşü de böyle başlıyor.

Türkiye Cumhuriyeti devletiyle ilgili kehanetler ne zaman başlıyor?
Kehanetlerden biri Mustafa Kemal Atatürk'ü işaret ediyor. Kitapta, “Türk İmparatorluğu, 1920'de çökecektir” deniliyor. Gerçekten de 1920'de TBMM kurulunca Osmanlı Devleti yok edilmiş sayılmakta. Bununla da bitmiyor. “Osmanlı'nın çöküş döneminde kendisi Hristiyan topraklarında yetişen ama müslüman olan bir prens ve başkomutan ortaya çıkacak. Ancak Hristiyanlar tarafından hiç dikkate alınmayan bu başkomutan, Türk devletini yeniden kuracak ve Batı'ya yönlendirecektir” öngörüsü yapılmıştır. Bu kişi, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'tür.

‘Prensliklerin birleşmesi'
Kitapta son dönemde “11'inci cumhurbaşkanı kim olacak” sorusunun cevabı da saklıymış. Yeni cumhurbaşkanı hangi özelliklere sahip?
Kehanete göre, Türk İmparatorluğu'nun başına geçecek 11'inci kişinin adında 11 harf var. Çok ilginçtir ki, Abdullah Gül'ün ad ve soyadındaki harflerin toplamı da 11.

Peki 11. Cumhurbaşkanı Türkiye'si nasıl olacak?
Kitapta “11'inci Prens döneminde Türk devleti, büyük bir sarsıntı yaşayıp yıkılma noktasına gelecektir” öngörüsü var. Ayrıca “Hristiyan Prensliklerin birleşmesi, Türk imparatorluğunun sonunu getirecektir” deniliyor. Bu da benim yorumumca AB'dir.

Bu kehanet son mu? Türkiye'nin geleceği nasıl şekillenecek?
Maalesef kahinler, Türk İmparatorluğu'nun 11'inci Prensi'nden sonra Türk devleti yok kabul etmiş. Türkiye ile ilgili kehanetler burada bitiyor. Bu sonuç, çok ciddiye alınmalı.

 

Tercuman Gazetesi, 10.08.2007

Yorum (3) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 29/9/2007 - KİM BU ADAM?

Kategori: SIYASET

Bu adam yoksul bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelir.
Bu adam ilköğretim çağında zorunlu dini eğitim alır.
Bu adamın aile kökeni kimse çözemeyeceği kadar karanlıktır.
Bu adamın ailesinde daima gizlenen bir Yahudi bağlantısı vardır.
Bu adamın ruhsal yapısı çok dalgalı ve düzensizdir.
Bu adam gençliğinde ve ileri yaşında karşıtlarına argo ile yanıt veren küfürbaz ve külhanbeyi tavırlı biridir.
Bu adam verdiği sözleri tutmayan ve imzaladığı açık/gizli anlaşmalara uymayan biridir.
Bu adam devlet yönetimi konusunda CAHİL ama BASKICI ve ŞANTAJCIDIR.
Bu adam kendi anadilini bile doğru dürüst konuşamadığı gibi yabancı bir dil de öğrenmek istememiştir.
Bu adam kendi ülkesinde ALT ve ÜST kimlikler bulunduğuna inanır.
Bu adamın kendi devleti ve ordusuyla derin sorunları vardır.
Bu adam hem özel yaşamında hem de siyasi faaliyetlerinde daima MAĞDURU oynamıştır.
Bu adam gençliğinde çok yoksulluk çektiğini öne sürerek sürekli olarak haksız kazanç dahil her türlü yoldan çok para kazanma hırsı ile yaşamıştır.
Bu adamın cinsel sapmaları olduğu ve/veya cinsel sorunlar yaşamış olduğu anlaşılmıştır.
Bu adamın epilepsi (sara) hastalığına duçar olduğu ve zaman zaman ‘Fit' diye bilinen buhranlar geçirdiği hep gizlenmiştir.
Bu adamı bir gizli örgüt, ülkesinde lider yapmaya karar vermiştir.
Bu adam başbakan olunca cumhurbaşkanını halkın seçmesini istemiş ve kendisinin cumhurbaşkanı yapılmasını dilemiştir.
Bu adamı iktidara getiren gizli örgüt, onu kullanarak ülkesinde DEVLETİ çökertmiş ve VATANI böldürmüş ve işgal uğratmıştır.
Bu adam tarihin tanıdığı EN KİFAYETSİZ MUHTERİS LİDERDİR.

Bu Adamı Tanıdınız Mı?

 

Bu adam Adolf Hitler'dir.

Size birisini anımsatıyor mu?

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 29/9/2007 - KEHANETLER

Kategori: SIYASET

Kehanet

Yaman Törüner


"Türk İmparatorluğu'nun Çöküşü"ne dair kehanetleri de kapsayan Laonicus Chalcondyles'in "Kehanetler Kitabı" Aytunç Altındal tarafından yayımlandı.
Altındal, kitabın önsözünde, geleceği Tanrı'dan başka hiç kimsenin bilemeyeceğini, ancak, "kehanetler"in birer öngörü olarak değerlendirilmesi gerektiğini söylüyor. 1425 yılında doğup yaklaşık 1490 yılına kadar yaşamış ve hayatının bir bölümünü Konstantinapolis'te (İstanbul) geçirmiş olan Atinalı tarihçi yazarın kitabında yer alan ve gerçekleşen kehanetlerden bazıları şöyle:

? Katolik Kilisesi ile İstanbul'daki Ortadoks Kilisesi kardeşçe kucaklaşacaklardır. Bu kucaklaşma, aynı ifadelerle Kasım 2006'da gerçekleşmiştir.

? Fatih'ten sonraki 16. padişah döneminde, Osmanlı içerden çökmeye başlayacak ve padişah kendi adamlarınca devrilecektir. 16. padişah III. Ahmet'tir ve Eylül 1730'da Patrona Halil'in başlattığı isyandan sonra yok edilmiştir; kehanet yerini bulmuştur.

? Bu dönemde, Tatar Hanı Osmanlı'ya yardım etmeyecektir. Bu da gerçekleşmiştir.

? "Üç kez üç yüz yıl ve bir de yirmilik" tarihinde Osmanlı Devleti yok olacaktır. Gerçekten de Türkiye Cumhuriyeti 1920'de kurulmuştur.

Kehanet gerçekleşti

? İstanbul'u ele geçirecek olan padişahın adı ile teslim edecek olanın adı aynı olacaktır. Her ikisinin adı da "Mehmet"ti. Kehanet doğru çıkmıştır.

? Çok hızlı davranan bir Müslüman prens, Hıristiyanlara fark ettirmeden, Türk Devleti'ni yeniden kuracaktır. Bu prens Atatürk'tür ve kehanet gerçekleşmiştir.
Gelelim kehanete göre, diğer olacaklara veya Altındal'ın deyimiyle, "öngörü"lere:

? İstanbul'un camileri ve Ayasofya üzerinde haçlar dikilecektir. Bu haçlar, saplanacağı yere silahlı ellerle saplanacaktır. Bu muhteşem şehrin yıkımı gelecektir. Yıkım, sadece orada yaşayanlar sevdiği dini değiştirirse duracak ve şehir lanetten kurtulacaktır.

? Yıkım adaletsizliklerin en kötülerinin gerçekleştiği bir dönemin ardından olacaktır. Tüm Doğu ülkeleri de Hıristiyanlarca fethedilecektir. Böylece, ölü yaşayan, soyulmuş ve felç olmuş bir yönetim sona erecektir.

Tesadüf o ki...

? Önce, Müslüman şeriatı artacaktır. Eğer yedinci seneye kadar kaldırılmazsa, on ikinci seneye kadar buranın hakimi olacaktır. Sonra, Hıristiyan silahlarıyla bir tutsaklık dönemi gelecektir.

? Türklerin başına geçecek 11. devlet adamı, ülkenin bekasını belirleyecektir. Tesadüf o ki, yakında 11. cumhurbaşkanımızı seçeceğiz.
Hıristiyan âlemi bu yüzyılı değişim yüzyılı olarak görüyor ve İslam üzerindeki oyunları artırıyor. Bu uğurda, İslami yönetimlerin kullanılması da söz konusu olabilir.
Kehanetler, çoğu zaman sonradan yorumlanır ama devlet büyüklerinin ağzından duyduğumuz, "Türkiye Cumhuriyeti'nin her zamankinden çok tehlike altında olduğu" görüşlerini de yok sayamayız.
16.07.2007 , Milliyet Gazetesi
ytoruner@milliyet.com.tr

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 29/9/2007 - Hürriyet'in Yayınları_Fatih ALTAYLI

Kategori: SIYASET

Hürriyet’in Yayınları


Aylardır, seçimlerden öncesinden beri Türkiye’nin bir “ÇoÄŸunluk diktatoryasına” doÄŸru gittiÄŸini yazıyorum.
Kimse çok oralı olmadı.
Kimse umarsamayınca, AKP fütürsuzluğunu arttırdı.
Yargı ayaklar altına alındı, yolsuzluklar, haksızlıklar yazılmaz oldu, medya üzerinde büyük bir baskı oluşturuldu.
Şimdi yavaş yavaş gözler açılmaya başlandı.
Büyük medyadan Hürriyet Gazetesi iktidara karşı etkili çıkışlar yapmaya başladı.
Her ne kadar DoÄŸan Grubu’nun kendi ticareti ile siyaseti birbirine sokmaktan kaynaklanan sabıkaları yayınlarındaki etkiyi azaltıyorsa da, her ne kadar herkes DoÄŸan Grubu’nun yayınlarının arkasında Aydın DoÄŸan’ın yeni ticari menfaatlerinin olduÄŸunu düşünse de Hürriyet’in yayınları Türkiye açısından yararlı.
Hürriyet, bu yayınlarla hem toplumu için “Alarm” çalıyor, hem de AKP’ye az da olsa “Ayar veriyor”
Bunun yanı sıra da, çoÄŸunluk diktatoryası altında ezilmiÅŸmiÅŸlik ve yalnızlık hissi duyamya baÅŸlayanlara “Yalnız olmadıkları” duygusunu veriyor.
Bu yayınlar demokrasi açısından son derece yararlı yayınlar.
İktidarın iyiden iyiye yoldan çıkmasını engelleyecek yol tabelaları.
Umuyorum bu yayınlar Hilton arazisine verilecek bir imar veya Mersin’de bir rafineri iznine kadar sürmez.

NOT: ErtuÄŸrul Özkök sürekli olarak mahle baskısından ve mahallede yalnız kalmaktan ÅŸikayet ediyor. Haklı olmasına haklı ama mahelle de yalnız kalmak için gösterdikleri onca çabayı unutmuÅŸ olmalı. Bugün Sabah Gazetesi’nin TMSF, daha doÄŸrusu hükümet kontrolünde olmasının nedeni onların baskısı ve ayak oyunları deÄŸil mi? Bugün bağımsız ve baÄŸlantısız bir Sabah olsaydı, kendilerini mahallede bu kadar yalnız hissederler miydi?

 

 

FATİH ALTAYLI

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 29/9/2007 - UÄŸur Mumcu’nun son sesleniÅŸi;

"Ben, Atatürkçüyüm. Ben, cumhuriyetçiyim. Ben, laik im. Ben, anti-emperyalistim. Ben, tam bağımsız Türkiye’den yanayım. Ben, özgürlükçüyüm. Ben, insan hakları savunucusuyum. Ben, terörün karşısındayım. Ben; yobazların, hırsızların, vurguncuların, çıkarcıların düşmanıyım. Dün sabaha deÄŸin, araÅŸtırarak yazdığım hiç bir konuyu yalanlayamadınız. Öyleyse vurun, parçalayın! Her parçamdan benim gibiler, beni aÅŸacaklar doÄŸacaktır!"

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 29/9/2007 - SESLENİŞ_UÄŸur Mumcu

SesleniÅŸ

 

Dağ gibi kara yağız birer delikanlıydık.

Babamız, sırtında yük taşıyarak getirirdi aşımızı, ekmeğimizi.

Arabalar şırıl şırıl ışıklarıyla caddelerden geçerken

Bizler bir mum ışığında bitirdik kitaplarımızı.

Kendimiz gibi yaşayan binlerce yoksulun yüreğini

Yüreğimizde yaşayarak katıldık o büyük kavgaya.

Ecelsiz öldürüldük.

Dövüldük, vurulduk, asıldık.

Vurulduk ey halkım, unutma bizi...

 

Yoksulluğun bükemediği bileklerimize çelik kelepçeler takıldı.

İşkence hücrelerinde sabahladık kaç kez.

İsteseydik, diplomalarımızı, mor binlikler getiren birer senet gibi kullanırdık.

Mimardık, mühendistik, doktorduk, avukattık.

Yazlık kışlık katlarımız, arabalarımız olurdu.

Yüreğimiz, işçiyle birlikte attı.

Yaşamımızın en güzel yıllarını birer taze çiçek gibi verdik topluma.

Bizleri yok etmek istediler hep.

Öldürüldük ey halkım, unutma bizi...

 

Fidan gibi genç kızlardık.

Hayat, şakırdayan bir şelale gibi akardı gözbebeklerimizden.

Yirmi yaşında, yirmi bir yaşında, yirmi iki yaşında, işkencecilerin acımasız ellerine terk edildik.

Direndik küçücük yüreğimizle, direndik genç kızlık gururumuzla.

Tükürülesi suratlarına karşı bahar çiçekleri gibi, taptaze inançlarımızı fırlattık boş birer eldiven gibi.

Utanmadılar insanlıklarından, utanmadılar erkekliklerinden.

Hücrelere atıldık ey halkım, unutma bizi...

 

Ölümcül hastaydık. Bağırsaklarımız düğümlenmişti.

Hipokrat yemini etmiş doktor kimlikli işkencecilerin elinde öldürüldük acınmaksızın. Gelinliklerimizin ütüsü bozulmamıştı daha.

Cezaevlerine kilitlenmiş kocalarımızın taptaze duygularına, birer mezar taşı gibi savrulduk.

Vicdan sustu. Hukuk sustu. İnsanlık sustu.

Göz göre göre öldürüldük ey halkım, unutma bizi...

 

Kanserdik.

Ölüm, her gün bir sinsi yılan gibi dolaşıyordu derilerimizde.

Uydurma davalarla kapattılar hücrelere.

Hastaydık.

Yurtdışına gitseydik kurtulurduk belki.

Bir buçuk yaşımızdaki kızlarımızı öksüz bırakmazdık.

Önce, kolumuzu, omuz başından keserek, yurtseverlik borcumuzun diyeti olarak

fırlattık attık önlerine.

Sonra da, otuz iki yaşında bırakıp gittik bu dünyayı, ecelsiz.

Öldürüldük ey halkım, unutma bizi...

 

Giresun’daki yoksul köylüler, sizin için öldük.

Ege’deki tütün işçileri, sizin için öldük.

DoÄŸu’daki topraksız köylüler, sizin için öldük.

İstanbul’daki, Ankara’daki işçiler, sizin için öldük.

Adana’da, paramparça elleriyle ak pamuk toplayan işçiler, sizin için öldük.

Vurulduk, asıldık, öldürüldük ey halkım, unutma bizi...

 

Bağımsızlık, Mustafa Kemal’den armaÄŸandı bize.

Emperyalizmin ahtapot kollarına teslim edilen ülkemizin bağımsızlığı için kan döktük sokaklara.

Mezar taşlarımıza basa basa, devleti yönetenler, gizli emirlerle başlarımızı ezmek, kanlarımızı emmek istediler.

Amerikan üsleri kaldırılsın, dedik, sokak ortasında sorgusuz sualsiz vurdular.

Yirmi iki yaşlarındaydık öldürüldüğümüzde ey halkım, unutma bizi...

 

Yabancı petrol şirketlerine karşı devletimizi savunduk; komünist dediler.

Ülkemiz bağımsız değil dedik; kelepçeyle geldiler üstümüze.

KurtuluÅŸ savaşı’nda emperyalizme karşı dalgalandırdığımız bayrağımızı daha da dik tutabilmekti bütün çabamız.

Bir kez dinlemediler bizi.

Bir kez anlamak istemediler.

Vurulduk ey halkım, unutma bizi...

 

Henüz çocukluğumuzu bile yaşamamıştık.

Bir kadın eline değmemişti ellerimiz.

Bir sevgiliden mektup bile almamıştık daha.

Bir gece sabaha karşı, pranga vurulmuş ellerimiz ve ayaklarımızla çıkarıldık idam sehpalarına.

Herkes tanıktır ki korkmadık. İçimiz titremedi hiç.

Mezar toprağı gibi taptaze, mezar taşı gibi dimdik boynumuzu uzattık yağlı kementlere.

Asıldık ey halkım, unutma bizi...

 

Bizi öldürenler, bizi asanlar, bizi sokak ortasında vuranlar, ağabeyimiz, babamız yaşlarındaydılar.

Ya bu düzenin kirli çarklarına ortak olmuşlardı ya da susmuşlardı bütün olup bitenlere. Öfkelerini bir gün bile, karşısındakilere bağırmamış insanların gözleri önünde, öldürüldük. Hukuk adına, özgürlük adına, demokrasi adına, batı uygarlığı adına, bizleri, bir şafak vakti ipe çektiler.

Korkmadan öldük ey halkım, unutma bizi...

 

Bir gün mezarlarımızda güller açacak ey halkım, unutma bizi...

 

Bir gün sesimiz hepinizin kulaklarında yankılanacak ey halkım, unutma bizi…

 

Özgürlüğe adanmış bir top çiçek gibiyiz şimdi, hep birlikteyiz ey halkım, unutma bizi, unutma bizi, unutma bizi...

 

UÄŸur Mumcu

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 26/8/2007 - Karadenizde büyük petrol mjdesi

Kategori: GENEL

Karadeniz'den büyük petrol müjdesi

Bir milletvekili, Enerji Bakanı Güler'e ulu orta sorunca bakan açıklamak zorunda kaldı. Güler, Karadeniz'de çok büyük bir petrol damarı tespit edildiÄŸini açıkladı. Güler temkinli konuÅŸtu. 
            

Müjdeli haber önceki gün Meclis'te Cumhurbaşkanlığı 2. tur oylaması yapılırken geldi. Muharrem Sarıkaya, Enerji Bakanı Hilmi Güler'in verdiği müjdeli haberi yazdı.

Karadeniz'de petrol ağa takıldı
Müjdeli haber önceki gün Meclis'te Cumhurbaşkanlığı 2. tur oylaması yapılırken geldi.
Bir milletvekili, kuliste sohbet etmekte olduğumuz Enerji Bakanı Hilmi Güler'in yanına gelerek söze girdi:
"Kutlarım, turnayı gözünden vurmuşuz..."
Bakan milletvekilinin cümlesine anlam veremedi.
Neden söz ettiğini sorduğumuzda, milletvekili, "Karadeniz..." kelimesini söyler söylemez Bakan Güler, "Tamam, tamam ben anladım" deyip kendisini susturdu.
Ancak, milletvekili sevincinden sözü bırakmadı:
"Çok büyük rezerv, uzun yıllar Türkiye'nin yıllık ihtiyacını karşılayacak büyüklükte olduğunu söylediler..."
Güler, bilginin yayılmasının kızgınlığı içinde, başlangıçta "Kim bu bilgileri açıkladı; kim söyledi?" diye çıkışsa da biraz da bizlerin sıkıştırmasıyla gerisini kendisi getirmek zorunda kaldı.
Söze bir süre önce Akçakoca açıklarında doğalgaz bulunduğunu anımsatarak başladı:
"Bu, Türkiye'nin toplam tüketiminin yüzde 1.5'ini, evlerdeki tüketiminin ise yüzde 10'unu karşılayacak miktar. 2 milyon metreküp kadar çıkarılıyor, ama artacak..."

Asıl müjde
Bakan, Akçakoca'daki kuyuların büyük bölümünün Türkiye'nin karasuları içinde kaldığını belirtip devam etti:
"Açıklarda daha büyük bir havzada yeni rezerve ulaştık. İlk tespitler ve sonar çalışmaları iki ayrı havzada Türkiye'nin uzun yıllar ihtiyacını karşılayacak petrol ve doğalgaz bulunduğu bilgisini veriyor."
Hilmi Güler, sondaj çalışmasının TPAO ile anlaşma imzalayan ve derin denizde petrol kuyusu açmasıyla ünlü Brezilyalı Petrobras Oil and Gas şirketi tarafından yürütüldüğü bilgisini de aktardı.
Bu yıl sonuna kadar deniz altındaki çalışmaların sonuçlandırılacağını da bildirip devam etti:
"Bulduğumuz alanda deniz derinliği fazla. Önce 2 bin metre deniz dibine inilecek. Oradan da 3 bin 600 metre aşağıya sondaj yapılacak."
Bu aşamada temkini de elden bırakmadı:
"Matkabın ucu kuyudaki petrole veya doğalgaza değmeden bir şey diyemem. Ama bilimsel veriler büyük bir rezerv bulduğumuzu gösteriyor. Eğer çıkarsa, Türkiye büyük bir yükten kurtulur..."

Karadeniz sorun deÄŸil
Peki, Hazar ve Akdeniz'de, hatta kutuplarda petrol aramaları sert tartışmalara yol açarken, Karadeniz'de de aynı sorunla karşılaşılır mı?
Güler, Karadeniz'in statüsünün Hazar ve Akdeniz'e benzemediğini, uluslararası bir deniz olduğunu belirtti.
Petrol arama ve çıkarma konusundaki uluslararası bütün prosedürlerin de yerine getirildiğini söyledi.
Çıkarılan petrolün de deniz altına döşenecek boru hattıyla kıyıya ulaşacağını kaydetti.
Nitekim, Akçakoca açıklarından çıkarılan doğalgaz 18 mil öteden (32940 metre) boru hattıyla kıyıya taşınıyor.
Eğer bu sahalardan önümüzdeki yıldan itibaren petrol ve doğalgaz çıkarılırsa, Türkiye yıllık, 3035 milyar metreküp doğalgaz, 2530 milyon ton da petrol yükünden de kurtulmuş olacak.
Daha önemlisi Karadeniz'de önemli bir avantajı ele geçirecek.


Sabah

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 26/8/2007 - SAVAÅžIN GERÇEK YÜZÜ

Kategori: RESIMLER

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 26/8/2007 - SAVAÅžA HAYIR

Kategori: RESIMLER

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Hakkımda

BE HEY DÜRZÜ Ne ararsın Tanrı ile aramda Sen kimsin ki orucumu sorarsın? Hakikaten gözün yoksa haramda, Başı açığa niye türban sorarsın? Rakı, şarap içiyorsam sana ne. Yoksa sana bir zararım içerim. İkimiz de gelsek kıldan köprüye Ben dürüstsem sarhoşken de geçerim. Esir iken mümkün müdür ibadet? Yatıp kalkıp Atatürk'e dua et. Senin gibi dürzülerin yüzünden, Dininden de soğuyacak bu millet.

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
ArÅŸiv
Arkadaşlarım
Blog RSS

Kategoriler

ArkadaÅŸlar

hurrem
akvaryumum
cumhuriyethalkpartisi
nrl
1cinselyasam
webaslanlari
cilginkizz
yukselcc
pusat61
mfs66
ertugrulgaziakinci
shadow21
bahisiddaayorum
asosyalbiri
ehc235
Sayfa Güncel Sayfa:1 Toplam:56
| Sonraki Sayfa